Category: Güncel Fizik


Yerçekimi zamanı yavaşlatıyor!

Amerikalı bilimadamları, atomun titreşimlerini ölçebilen yüz defa daha hassas iki süper atomik saatle yaptıkları bir deneyle, yerçekiminden uzaklaştıkça zamanın daha çabuk geçtiğini kanıtladı.

Yirminci yüzyılın en ünlü fizikçisi Albert Einstein’ın görecelik kuramına göre, yerçekiminin etkisiyle zaman daha yavaş akıyor ve buna göre yerçekiminin daha az olduğu bir yere doğru uçmakta olan bir uçağın yolcuları her uçuşta birkaç nanosaniye daha fazla yaşlanıyorlar.

Bilimadamları, yıllar önce bu ilginç olayı, yüksek irtifada uçan bir füzenin içinde bulunan atomik saat ile aynı zamanda, manyetik alanın etkilerinin daha güçlü olduğu yeryüzünde bulunan başka bir atomik saat ile yaptıkları ölçümlerle gözler önüne serdiler.

ABD’nin Colorado eyaletindeki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü’te (NIST) görevli fizikçiler bu defa aynı olayı, yüz defa daha hassas iki süper atomik saat kullanarak günlük hayatta da izleyebildi.

İçinde atomik saat bulunan ve yüksek irtifada uçan füze ile yeryüzünde bulunan saat yerine, bu sefer sadece 33 santimetrelik bir irtifa farkı ile deney yapıldı.

Amerikan bilim dergisi Science’in 24 Eylül tarihli sayısında yayımlanan deneyin sonucuna göre, kişi 33 santimetre yüksekte, yani iki basamak yukarıda bulununca biraz daha çabuk yaşlanıyor. Fark çok zayıf olduğu için hemen farkedilmediğini belirten araştırmaya göre bu fark, 97 yıllık bir ömürde saniyenin 90 milyarda biri kadar.

Araştırmayı kaleme alan bilimadamları, bu farkın insanlar tarafından hissedilmese bile, bu çok hassas, ufacık farkı ölçebilme imkanı, jeofizik gibi başka araştırma alanlarında da kullanılabileceğini belirtiyor.

NIST’teki görevli araştırmacılar, İzafiyet Teorisi ya da Görecelik (relativity) kuramının günlük hayata başka bir etkisini daha tespit etti. Yaptıkları araştırmaya göre, kişi saatte 32 kilometre daha hızlı gittiğinde, zaman daha yavaş geçiyor.

Deneyler için araştırmacıların kullandığı, ne bir dakika ileri giden, ne de bir dakika geri kalan, NIST’in farklı laboratuvarlarında bulunan saatler, birbirlerine 75 metre uzunluğundaki bir fiber optik kabloyla bağlı.

 

1 Aralık 2006 perşembe günü saat 10.30 da eski adı Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi (ANAEM) olan binada TAEK ile A.Ü. arasında imzalanan protokol çerçevesinde işbirlikleri başlıyor. “NÜKLEER BİLİMLER ENSTİTÜSÜ” medikal fizik ve nükleer enstrümantasyon konularında en yeni teknolojilerle donattığı laboratuvarlarında lisans ve lisans üstü eğitimler verecek. Bu laboratuvarlar, aynı binadaki Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Eğitim Merkezinde başta kullanıcılar (fizikçiler, doktorlar, mühendisler, teknisyenler v.b.) olmak üzere TAEK tarafından belirlenen konularda eğitim verecek. Merkezin nihai hedefi ise “Bölgesel Eğitim Merkezi” olarak Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Türk Cumhuriyetlerine eğitim hizmeti vermek. Açılış töreninde Enstitü Müdürü Prof.Dr. Doğan Bor bir konuşma yapmış, Merkezin kuruluş amaçları ve hedeflerinden bahsetmiştir. Konuşmasında, Çernobil kazası sonrası yaşananların en önemli nedeninin üniversite ayağının eksikliği olduğuna değinmiş, TAEK’in uluslararası kriterlere uygun ölçüm ve hesaplamalarına rağmen uzun yıllar “Radyasyon Sendromun” yaşanmasında en önemli hususun bu olduğuna değinmiştir. TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu konuşmasında; ülkemizin radyasyon uygulamaları ile ilgili Cumhuriyetin ilk dönemlerinden buyana bilimsel gelişmeleri yakından takip ettiğini, ülkemize radyasyon kaynaklarının girişinin 1930’lu yıllara rastladığını, dünyada döner sandalye ile gırtlak kanseri tedavisini ilk uygulayan ülke olduğunu, ülkemizde yapılan röntgen cihazı ile kurtuluş savaşında yaralı erlerin “EL” filmlerinin çekildiğini belirtmiştir. Başkan Çakıroğlu nihai hedefin Bölgesel Eğitim Merkezi olduğunu açıklamıştır. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Nusret Aras konuşmasında; ülkemizin nükleer teknolojideki gelişmeleri yakından takip etmesi için gerekenlerin mutlaka yapılacağını ifade etmiştir. Açılışın sürpriz konuğu ise Ankara-Beşevler’deki bu binanı temelini atan, Atom Enerjisi Kurumunun ilk Başkanlarından ve A.Ü. Fen Fakültesinin atom fiziği profesörlerinde bugün 91 yaşında olan Prof.Dr. Fahri Domaniç olmuştur.

İngiliz Guardian gazetesi uzay bilimi açısından çok önemli bir buluşu duyurdu. Yıllardır sorulan, ‘Dünya’dan başka hayat var mı sorusuna’ acaba bu gezegenle cevap bulunacak mı?

Gök bilimciler tarafından uzayın, “Goldilocks bölgesi” olarak bilinen noktasında “Gliese 581g” adı veri…len bir gezegen keşfedildi.

Gezegende su olma ihtimalinin çok yüksek olduğu ve Dünya’ya kıyasla atmosferi biraz daha soğuk olan gezegenin yaşama elverişli olabileceği belirtildi.

Gök bilimcilerin keşfettiği, ‘kırmızı cüce’ olarak bilinen küçük ve soğuk gök cisimleri sınıfına giren Gliese 581’in, neredeyse Dünya ile aynı büyüklükte olduğu belirtildi. Yıldızın gezegenimize uzaklığı ise 20 ışık yılı, yani yaklaşık 200 trilyon kilometre.

Yıldızın keşfedildiği ve “Goldilocks bölgesi” olarak bilinen bölge, yüzey sıcaklıklığı suyun oluşumuna izin veren yıldızları barındırıyor.

California Üniversitesi’nde gök bilimci olan Steven Vogt, “Bu gezegenin yaşama olanak verme olasılığı çok yüksek. Atmosfer sıcaklığı sıvı su oluşumuna olanak verecek şekilde ne çok soğuk ne de çok sıcak. Bu yıldızı keşfetmiş olmamız, aynı bölgede benzer yıldızların da bulunma ihtimalini artırıyor” dedi.

Eğer Gliese 581’in yaşama olanak veren özelliklere sahip olduğu kesinleşirse, bugüne dek Dünya’nın ardından en çok yaşam olanağı sunan ilk gezegen olacak. Gök bilimciler, Dünya’nın üç ile dört katı daha fazla yoğunluğa sahip Gliese 581’in, kendi Güneş’inin etrafındaki dönüşünü 37 günde tamamladığını belirtti. Kayalık bir yapıya sahip olduğu düşünülen gezegen atmosfere sahip olmasını sağlayacak yerçekimine de sahip.

Bilim insanları, bugüne dek Güneş Sistemimiz dışında yaşama olanak verebileceğini düşündükleri 400 yıldız keşfetti. Ancak bunların çoğu Jüpiter tarzı yaşama olanak tanımayan gazlardan oluşan gezegenler.

 

 

WordPress.com'dan blog alın. | Tema: volcanic tarafından Motion.
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.